Kızgınım sevgili günlük;

Resim: umberto saba (italyan şair)
hemde çok kızgınım canım benim…
asker arkadaşım emrah caner’in ”beni bana bırakma ben kendimle anlaşamıyorum” dediği gün, onun adına dünyaya nefret kusmam, kendi adıma sus pus oturmam falan… var işte geçmişten bugünümüze taşıdığımız bir kaç küçük meselemiz.
işin aslı kaygılar mı, kuruntular mı bilmem ve fakat, bir sorunumuz var sorular sorarak neden ve niçin?’lerle içinden çıkamadığımız. yani aslında afrika’da bu kadar açlık varken ve karnımız bu kadar tıka basa tokken burada sıkıntıdan bahsetmek de ahmaklık ama, var işte diyorum ya küçük meselelerimiz. bu yüzden büyütmeyin hak verin… yeni dünyamın, boktan coğrafyasına.
bu dünyada çok ölüm oldu tarihimiz açık canım benim..
açlıktan ölen de oldu, açlık grevinde ölen de. ve atom bombasıyla da ölen oldu. hatta annesinin karnını deşen kasaturayı kendi minik bedeninde hisseden ve daha dünyaya gülümsemeden ölenler de oldu. ki, zaten gülümsenecek bir dünya yoktu.

Resim: viteslav nezval (Çek Şair)
Sen benim maça kızım Ey benim güzel kadınım / Ey Maria / Dinle piyanomun sesini senin içindir çaldığı arya..
vitezslav nezval ne de güzel döktürmüş, 2’inci dünya savaşı yıllarında, yani sırtına devasa bir zippo bağlayıp ”insan yakan” insancıkların bulunduğu bir dünyada aşkı yaşayabilen insan olarak.. kaldı ki canım benim dünyadaki bütün ölümler aynıdır. sivasda yanan da aynı acıyı çeker, bosnada, vietnamda, almanyada yanan da.. mevzu yanmaksa. hepsi aynı be canım benim…
hala kendi dertlerime gelemedim. aslında kendimi boşvermek en iyisi, çünkü iyi bir müslüman dahi olamadım. oruç tutmuyor, namaz kılmıyorum. üzgünüm… ama canım benim, ağlayabiliyorum. bir insan olarak, insan olanların çektiklerine üzülüp yanabiliyorum. vicdanım sızlıyor, ”insan olarak ne yaptık” bu dünyaya… hiç bir şey.
bu sabah bir şiir okudum.
elin italyan şairi umberto saba içinde bulunduğum yeri anlatmış… bende onun diliyle size anlatayım. zira, tembel adamım…yaz yaz nereye kadar? okunduğu da yok ya.. neyse.
eski kent:
çoğun dönerken eve
loş bir sokağından geçerim eski kentin,
yansır su birikintilerinde solgun
ışığı birkaç sokak fenerinin
ve hep kalabalıktır yol.
burda
meyhaneden eve ya da kerhaneye
gidip gelen insanlar arasında
burada
insanların ve malın
koca bir limanın döküntüsü olduğu
bu yerde
sonsuzluğu buluyorum
alçakgönüllülükle
burda
denizcisi orospusu
ana avrat düz giden moruğu
işini uyduran kancığı
kızartmacı dükkânına mitili sermiş süvarisi
canı istediğinden içi içine sığmayan genç kızı
hepsi
yaşamın ve acının yaratıklarıdır.
tanrı çalkalanır
onların da içinde
benim gibi.
burda
sıradan insanlar arasında
düşüncemin arındığını duyumsuyorum
yolun en aşağılık olduğu yerde..