Yükleniyor

önce bir şeyler olur…

muhakkak bir şey olur!

önce, bulutlar kararır.. sonra yağmur düşer toprağa.

önce karlar erir.. sonra nehir taşar uçurumlara.

önce güneş açar.. sonra toprak harmanlanır suyla.

çiçek açar.. kelebekler uçar bişeyler olur işte.

tabiat ana kollarını açar bahara, aydınlığa..

önce mutlaka bir şeyler olmalı hayatta.

sen.. gülümsemelisin mesela,

bütün iştahınla aşka, bana..

sen, büyümelisin bebeğim!

içindeki bütün o ölü hayallere bahar serpmelisin.

seni seviyorum.

sevgilim.

03.24.12 ♥ 1

piştt.. uğraşma canım benim,

böyle iyi! bulandırma aklımı,

yolu seyrediyorum,

kendi camekanımdan..

kendi asvaltımı!

pişt.. yaklaşma canım benim,

böyle güzel! tuzlama iki kesik yarayı

kafamı dinliyorum,

kendim kestim..

kendi jiletim!

pişt.. takılma canım benim,

böyle iyi! kalsın kalabalığın yol yürüyorum,

en güzel yürüyeniyim ben,

hayalen yalnızlığın..

misalen asvaltımın!

pişt…. haylanma canım benim, uslanma!

böyle de iyi, ölüyorum işte..

çek şu tetiği,

bu kendi sorgum, kendi silahım..

aşkın boş kovanları, sevdanın parmak izi…

not:

gün gelir, senin de hikayen biter.

gün gelir anlarsın, bu balkondaki mutsuz seyredişli, huzursuz öfkeli adamı..

Şahin ATAŞ


 

03.16.12 ♥ 0
derkander:

Yüreğinizi, ruhunuzu, beyninizi göremeyenlere en güzel yarınlarınızı harcatmayın…Siz ki bir çok kişinin belkide en güzel “HAYALİ” siniz ….Değmeyenlerin “HİKAYESİ” olmayın…

derkander:


Yüreğinizi, ruhunuzu, beyninizi göremeyenlere en güzel yarınlarınızı harcatmayın…
Siz ki bir çok kişinin belkide en güzel “HAYALİ” siniz ….
Değmeyenlerin “HİKAYESİ” olmayın…

Ulan! çakılı mı kaldın dünyaya- canım benim?

sikmisim hayatını…

biz bizi insan yapanla ilgilenelmeliyiz…
kısa bir bölüm, [joker maskerlik anıları vol-2]:

komutan: şahin bölge mkomutanı geliyor, bi bak koğuşlar temiz mi?
——joker: komutanım! yemişim bölge komutanını aslan yattığı yerden belli olur, o olmassa bile buralar pırıl pırıl söyle de gelmesine gerek yok.
komutan: allahına kurban valla seni çavuş yapacam!

(sayesinde tsk’da lise diploması olmadan çavuş olabilen tek adam oldum.)

bilmem kaç yüz kademeli uzman çavuş olan ayhan şahin’e teşekkürler.

haa, ne demiştim…
bizi insan yapan şeylerle ilgilenelim.
hayalen değil, harbici harbici bize karşı..
yani kendimize karşı,suçlu ve günahkar yapan her şeyi bir kenara atalım.

sonra n’olur?

-bi bok olacağından değil,
”belki” diyorum güzel, mahsum bir aşk yaşarsın bu orospu limanında..

ee sonra n’olur?

gene hani, bi bok olacğaından değil
yanarsın,
bir daha yanarsın…
yetmedi. bir daha, bir daha…

ee peki sonra n’olur?

aslında.. belki bir bok olacağındandır.

belki, belki ben yanılıyorumdur, belki gene sarhoşum
bu rakı masasında..
yine kendimi kendimle yaşıyorum, beni bana bırakmışım.
affola güzel dostlar.. bep yanılmışım.


not: bu saçmalıkları silsilesi.. bütün cehennem deccallerine, bütün kerhane sürtüklerine, bütün komunistlere- faşistlere, rengi belli olmayan nefissizlere ve bu kahpe düzende dünya malına tamah edip kendini düzdürenlere, ve başkasının voltasını kesip ekmeğine iş olanlara, hatta bütün kötü anılara, pandoranın kutusuna, o da yetmedi… kukusuna yazılmıştır. 

aslında mevzu derin, 26 yaşında gene öfkeli gözlerle bakıyorum dünyaya.
olsun, 27’si var, 28’i var, 50’si var.. 
ne demiş necmi otçu?
mutlak suretle demiş ki- bir gün öyle bi espiri yapacağım ki, zulüm gülmekten geberecek!


Joker - yıl-2589 galaksiler arası arası buluşma toplantılarından :P..

02.02.12 ♥ 0
Biz ki, dünün Köleleri; çıplak ırgatlar kahve plantasyonlarında: Biz ki, aç her zaman, her zaman susuz, biz ki, aydınlıktan yoksun; kör, cahil, ve bildiğimiz tek okul efendilerimizin buyruğu…
AGOSTINHO NETO

Biz ki, dünün
Köleleri;
çıplak ırgatlar
kahve plantasyonlarında:
Biz ki, aç her zaman,
her zaman susuz,
biz ki, aydınlıktan
yoksun;
kör, cahil,
ve bildiğimiz tek okul
efendilerimizin buyruğu…

AGOSTINHO NETO

12.20.11 ♥ 0

Türkiye’de AntiAmerikacılık

1918 yılının ocak ayında woodrow wilson‘un savaş sonrası dünyası ile ilgili
görüşlerini içeren bildiri’yi az çok dünya siyasi tarihi ile alakalı arkadaşlar bilir.
bu bildirinin 12’inci maddesi kısmen aşağıda yazıldığı gibidir;

  • osmanlı devleti’nin türk kesimlerinin egemenliğini güvence altına alınacak, imparatorluk içindeki öteki uluslara can güvenliği ve özerk gelişme olanakları sağlanacak  ve boğazlardan sürekli geçiş özgürlüğü uluslararası güvence altına alınacaktır;

bu maddeler balkanların veya avrupa’nın savaşan ülkeleri için ne denli önemsenmiş bu elbette tartışılır bir konudur.

şimdi gözümüzü kapayalım ()
istanbul’da, ankara’da hala entari giyinen insanları,
elinde kaleşnikof marka silahla boğaz köprüsünü savunan askerleri düşünün. nerede ne zaman bir bomba patlayacağı muamma bir memleket düşünün. ve, daha fazlasını… kısaca ırak’ı göz önüne getirip türkiye’nin aynı konumda olduğunu…

avrupa’ya sıfır kilometrelik sınırla kapısı olan bir türkiye’nin elbette bu noktada olması bütün avrupa ülkeleri, amerika ve rusya tarafından normal karşılanmazdı. çünkü boğazlar güvenliğinin rusya’nın elinde olması, veya almanya’nın elinde olması veya; demokratik olmayan medeniyetin ve düzenli bir ordunun olmadığı bir türk devletinin elinde olması bütün petrol yollarını, ticari yolları ve savaş yollarını bir şekilde zora sokacaktı. bu nedenle coğrafi olarak bu kadar öneme sahip olan türkiye; aydınlanmış, demokratik ve laik bir cumhuriyet olmalıydı. bu konuda da gerekli ne kazanım varsa türkiye’ye sağlanmalıydı.

bunun ilk açılımı 1918 yılında wilson ilkelerinde geçmiştir.

ve 1919‘da mustafa kemal atatürk samsun’a çıkmış, avrupa’nın, amerika’nın ve rusya’nın desteği ile türkiyede yaşayacak ve dış mihraklardan asla etkilenmeyecek yeni türkiye cumhuriyetinin adımları atılmıştır. bu konuda mustafa kemal atatürk’ün ilk kongrelerinde belirlemiş olduğu misak-ı milli sınırları ”cumhuriyetin kurulabilmesi ve yaşatılabilmesi adına” daraltılmış kısmen uygulanamamıştır. musul ve kerkük veya batı trakya… bunun yanında azerbaycan, batum.

misak-ı milli ( ulusal yemin ) sınırlarında olduğu halde; savaş sebebi, o dönemin ekonomik sorunları ve baskılar sebebi ile bu topraklardan vazgeçilmiştir. (örnek olarak: ingilterenin baskısı sebebi ile musul ve kerkük’ün talep konusu dahi olmaması…)

bu yazı tarihi gerçeklere dayanarak yazılmıştır. mustafa kemal atatürk’ün o dönemki mektupları, yazışmaları vs. vb.  bunları buraya aktararak çok fazla yazı trafiğine girmek istemiyorum…

asıl konumuz türkiye’deki amerikacılık konusunda hazırlanmış bir komplo teorisi;
elbette ben bir teorisyen değilim… ama; tartışalım diyorum.


amerika’ 1’inci dünya savaşından önce de, sonra da… sürekli olarak türkiye coğrafyası dahil ortadoğu üzerinde  100 yıllık - 200 yıllık politikalar geliştirmektedir. o dönemde mustafa kemal atatürk de amerika’nın destegini almıştır, bu dönemde recep tayyip erdoğan da amerikanın desteğini almıştır. ki, kılıçtaroğlu’nun chp’nin basına gecmesi de amerika’nın talepleri doğrultusunda olduğu söyleniyor.

ve;
türkiyede müthiş bir amerika düşmanlığı var, evet ben de bir amerika düşmanıyım.. ama amerika düşmanlığımın yanında türkiye hayranlığım var. bu konuda teori 1919‘dan başlıyor… 2011‘e kadar devam ediyor. türkiye’nin bir şekilde ”büyüdüğü” aşikar. kabul etseniz de etmesenizde bütün avrupa kan ağlarken türkiye ileri bir süreçte. asıl merak bu büyüme ”sahte” ise neden? ”gerçek” ise neden? gerçek ise, kabullenemeyen bir amerikancılık var. ne bileyim.. bi ton mesele işte.


 yani bu tablo; amerika’nın türkiye’yi ortadoğuda kullanabileceği ”güçlü bir ülke” yapma hevesi taşıdığını gösteriyor.  yani… amerika’nın israilden sonra ikinci haylaz çocuğu… komplo geliştirilebilir bir komplodur.. sadece öylesine yazıldı.

bizimdikisi hobi.

vesselam.

12.10.11 ♥ 0

Çok çirkin bir kral…

Yılmaz Güney -

Resmin tamamı ve orjinali için TIKLAYINIZ.

10.26.11 ♥ 0

Ahmet Arif (kendi sesinden şiirleri);

  • Resim: Ahmet Arif ( sadece bir şair)

Belinde Diyarbekir kuşağı

Zulasında kimbilir hangi hınç,

hangi mısra Yürür namus bildiği yolda…

Yürür yine de yalınayak ve ayakları yanarak.

Not: indirmek için tıklayınız.

08.09.11 ♥ 0

Kızgınım sevgili günlük;


Resim: umberto saba (italyan şair)

hemde çok kızgınım canım benim…
asker arkadaşım emrah caner’in ”beni bana bırakma ben kendimle anlaşamıyorum” dediği gün, onun adına dünyaya nefret kusmam, kendi adıma sus pus oturmam falan… var işte geçmişten bugünümüze taşıdığımız bir kaç küçük meselemiz.

işin aslı kaygılar mı, kuruntular mı bilmem ve fakat, bir sorunumuz var sorular sorarak neden ve niçin?’lerle içinden çıkamadığımız. yani aslında afrika’da bu kadar açlık varken ve karnımız bu kadar tıka basa tokken burada sıkıntıdan bahsetmek de ahmaklık ama, var işte diyorum ya küçük meselelerimiz. bu yüzden büyütmeyin hak verin… yeni dünyamın, boktan coğrafyasına.

bu dünyada çok ölüm oldu tarihimiz açık canım benim..
açlıktan ölen de oldu, açlık grevinde ölen de. ve atom bombasıyla da ölen oldu. hatta annesinin karnını deşen kasaturayı kendi minik bedeninde hisseden ve daha dünyaya gülümsemeden ölenler de oldu. ki, zaten gülümsenecek bir dünya yoktu.


Resim: viteslav nezval (Çek Şair)

Sen benim maça kızım Ey benim güzel kadınım / Ey Maria / Dinle piyanomun sesini senin içindir çaldığı arya..

vitezslav nezval ne de güzel döktürmüş, 2’inci dünya savaşı yıllarında, yani sırtına devasa bir zippo bağlayıp ”insan yakan” insancıkların bulunduğu bir dünyada aşkı yaşayabilen insan olarak.. kaldı ki canım benim dünyadaki bütün ölümler aynıdır. sivasda yanan da aynı acıyı çeker, bosnada, vietnamda, almanyada yanan da.. mevzu yanmaksa. hepsi aynı be canım benim…

hala kendi dertlerime gelemedim. aslında kendimi boşvermek en iyisi, çünkü iyi bir müslüman dahi olamadım. oruç tutmuyor, namaz kılmıyorum. üzgünüm… ama canım benim, ağlayabiliyorum. bir insan olarak, insan olanların çektiklerine üzülüp yanabiliyorum. vicdanım sızlıyor, ”insan olarak ne yaptık” bu dünyaya… hiç bir şey.

bu sabah bir şiir okudum.
elin italyan şairi umberto saba içinde bulunduğum yeri anlatmış… bende onun diliyle size anlatayım. zira, tembel adamım…yaz yaz nereye kadar? okunduğu da yok ya.. neyse.

eski kent:

çoğun dönerken eve
loş bir sokağından geçerim eski kentin,
yansır su birikintilerinde solgun
ışığı birkaç sokak fenerinin
ve hep kalabalıktır yol.

burda
meyhaneden eve ya da kerhaneye
gidip gelen insanlar arasında
burada
insanların ve malın
koca bir limanın döküntüsü olduğu
bu yerde
sonsuzluğu buluyorum
alçakgönüllülükle

burda
denizcisi orospusu
ana avrat düz giden moruğu
işini uyduran kancığı
kızartmacı dükkânına mitili sermiş süvarisi
canı istediğinden içi içine sığmayan genç kızı
hepsi
yaşamın ve acının yaratıklarıdır.
tanrı çalkalanır
onların da içinde
benim gibi.

burda
sıradan insanlar arasında
düşüncemin arındığını duyumsuyorum
yolun en aşağılık olduğu yerde..

08.08.11 ♥ 1

Vajinanı keserim;

ben hep içerken hayal ettim seni,

..
veya en dertli zamanımda beni teselli ederken sarfettiğin cümleleri düşünerek.
sigarasız kaldığımda senden sigara isterken yada çektiğin dumanı ağzıma üflerken hayal ettim seni.

devlet büyüklerine küfrettik seninle biz aynı ağızdan.
ben koluma jilet attıktan sonra , gazlıbez yerine sigara bastın yarama sen.
ama seni bu yüzden sevmedim.
ben seni ; intihar etmek için ocağı açtığımda, “kısa kes” diyerek kibrit çaktığın için sevdim.
en çok da vampir kalbime kazık çaktığın için.
ama hep hayal ettim seni ve hep hayalimde sevdim.

şimdi gerçekten de karşıma geçmiş sarılmamı bekliyosun sana.

yapamam.

korkarım.

pikniğe gideriz seninle , manzaralı , uçurum kenarı bi yere ;

yer, içer, sevişiriz.defalarca sevişiriz bıkmadan.
sonra elele tutuşup atlarız uçurumdan.düşerken bi gözlerini görür gözlerim.

yada;

ispirto içeriz sek.belki içine biraz şehvet katarız tat gelsin diye.
anne sütünden yapılmış peynir de isterim yanına ama sen anne olmazsın.
ben baba olmam.

çünkü çocuğumuz bize çeker.tehlikeli olur.
biz devrim yaparken o soykırım yapar.
biz uçurumdan atlarken , o uçurumdan atar herşeyi.

sarılamam sana canım benim, çünkü gerçek olur.

bakarsın ben sarhoş olurum birgün ; çocuk isterim senden.”tamam” dersin.içine boşalırım.sonra senin doğum kontrol haplarından bir adet eksildiğini görür, vajinanı keserim.

08.08.11 ♥ 0